İyi polis, kötü polis!


Aşağıda okuyacağınız bu yazı 26 Temmuz 2017, Çarşamba günü Fanatik Gazetesi’nde Sevgili Hamit Turhan tarafından yazılmıştır. İlginizi çekeceğini düşünerek aşağıda aynen yayınlıyoruz.

“Bilirsiniz, tüm olimpiyat oyunlarının lokomotif branşı atletizmdir. Atletizm olimpiyatın ruhudur. En çok ilgi çeken branştır da aynı zamanda. Ve en kalabalık sporcu ordusuna sahip branş da... Samsun’da bütün haşmetiyle devam eden 23. İşitme Engelli Oyunları’nda atletizm müsabakaları başlayalı iki gün oldu. Dün üçüncü gündü. İlgi, görülmeye değer. Kırılan rekorlar da öyle... Pistte yarışlar öncesi ve sonrası güzel görüntülere tanık oluyoruz. Bu da bizleri bir sporsever olarak mutlu ediyor.

Tesiste görev yapıyor 

Ancak mutlu olduğumuz ve olmadığımız başka konular da var. Önce bizi mutlu eden iki olaydan ve bu iki olayın kahramanından söz edeceğim. Adı Ümüt Çobanbaşı. Bir polis memuru. Atletizm tesisinde görev yapan memurlardan biri. Bazı polislerin giriş ve çıkışlarda estirdiği terör dalgasına inat insanlara olanca alçak gönüllülüğü ile yardımcı olan Çobanbaşı, iki sporcunun rahatsızlanarak fenalaşması sırasında yapılan müdahalelerde de önemli görevler üstlendi.

Ayağa kalkmasını sağladı 

İlk olayda Hollandalı bir sporcunun fenalaştığına tanık olduk. İki kişi koluna girdi ve VIP kapısının koridorunda bulunan banka yatırdı. Bazı görevliler panik halinde koşturmaya başladı. Kısa zaman içinde iki sağlık görevlisi geldi. Gelgelelim, hem sporcuyla hem de sporcunun yanındaki antrenörü ve bir diğer sporcu arkadaşıyla bir türlü iletişim kurulamadı. Türkçe işaret diliydi, uluslararası işaret diliydi, İngilizceydi derken, sporcunun antrenörünün Almanca bildiği ortaya çıktı. Ancak Almanca bilen kimse yoktu. İşte o esnada başından beri sporcuya yardımcı olmaya çalışan Ümüt Çobanbaşı devreye girdi ve sağlık görevlileriyle sporcunun antrenörünün iletişim kurmasını sağladı. Yarı baygın haldeki sporcu işte o zaman derdini anlatabildi ve gerekli müdahale yapılarak ayağa kalkması sağlandı.



Polis memuru hayat kurtarıyor 

İkinci olayda ise bir Alman sporcu fenalaştı. Yanı başında yine Ümüt Çobanbaşı vardı. Sağlık görevlileri bir türlü Alman sporcuyla iletişim kuramadı. Çobanbaşı, burada da devreye girdi ve zar zor nefes alan sporcuyla güç bela konuştu. Sporcunun alerjik bir rahatsızlığı olduğunu ve pistin kenarındaki ısınma sahasında bulunan çantasında da ilacının olduğunu öğrendi. Derhal koşturdu Çobanbaşı. İlacı getirdi, sağlık görevlilerine verdi ve Alman sporcuya gerekli müdahalenin yapılmasını sağladı.

Bu işe gönüller baksa... 

Çobanbaşı’nın içeri girmekte zorlanan insanlara da yardımcı olmak için koşuşturması görülmeye değerdi. Çobanbaşı iyi polisi oynamıyordu, gerçekten iyi polisti, iyi insandı. Ve her türlü badireye rağmen bu ülkenin ayakta kalmasını sağlayan iyi insanlardan biriydi. Gelelim kötü polislik yapanlara! Tesislerde giriş ve çıkışların kontrolü polislere teslim edilmiş. Bir kere bu yanlış. Ben bu kadar çok resmi güvenlik görevlisini sadece Pekin’deki Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’nda gördüm. Ortalık asker kaynıyordu. Ama spor alanına girişlerde kurulan ana güvenlik noktası dışında tesislere giriş çıkışlara karışmıyorlardı. Bu işe gönüllüler bakıyordu, ki doğrusu da budur. Biz ise suçluyu yakalamak için eğitilmiş polisimize spor tesislerinin giriş çıkışları kontrol görevini vermişiz. İçlerinden bazıları ali kıran baş kesen olunca işler içinden çıkılmaz hal aldı. Bir tanesi medya girişinde, “Üzerinde yelek olmayan bir Allah’ın kulu içeri giremez!” diye nara atıyordu. Adam bilmiyor ki, yelek sadece foto muhabirlerine mahsus. Dolayısıyla basın tribününe girmek isteyen muhabir ve spor yazarları haşmetmeapın gazabına uğruyordu! İşte bu noktada Çobanbaşı gibi iyi polisler devreye girmese basın mensupları içeri alınmıyordu. “Diğer kapıya gidin” deniyordu. Gidiyorlardı ama orada da içeri almıyorlardı. Hadi biz Türkler alışığız böyle şeylere! Ya ülkemizdeki bu önemli organizasyonu tanıtmak için buraya gelen yabancı mensuplarına nasıl anlatacaksınız? Anlatamazsınız! Bir tane yabancı basın mensubu bütün çabasına rağmen içeri giremedi. Adam tesisin çevresinde dolandı durdu. Sonra da çekti, gitti. Ayıptır!

Konuk sporcuya nasıl posta koyduk! 

Haber koklamak için dolaşmaya çıktığım anlardan birinde bu kez bir yabancı sporcunun içeri girmeye çalıştığını gördüm. Aynı tartışmalar seyirci giriş kapısının önünde yaşanıyordu. Adamı akreditasyon kartı olmasına rağmen içeri almıyorlardı. Bir polis memuru bağırıp çağırıyordu, adam sakin bir şekilde derdini anlatmaya çalışmasına rağmen. Sonra bir gönüllü sporcunun koluna girdi ve onu içeri sokmak için bir başka kapıya götürdü. Polis memuru ise arkasından bağırıyordu: “Polis giremez derse, giremezsin kardeşim. Erkeksen gel de gir içeri!” Ne kadar hoşgörülü, ne kadar misafirperver değil mi! Oysa, sporcu ve antrenörlere ayrılmış bir tribün ve kapısı olması lazım tesisin, ki böyle şeyler yaşanmasın! Ama yoktu. Çünkü tesis yetersizdi. Ve yaşanılan kargaşanın en büyük sebebi de buydu. Sadece medya çalışma odasının 10-12 metrekare ve iki masadan ibaret olduğunu söyleyeyim yeter! Orada onlarca gazeteci nasıl görev yapacak? Yapamadı zaten! Hasbelkader içeri girebilenler tabi! Tesis demişken, tartan pistin kötü olduğu ve sporcular ile antrenörlerin bundan memnun olmadığı yönünde çok şikayet geldi kulağıma. Sebebini araştırdım. Tartanı başka bir firma yapmış, altındaki asfalt zemini başka... Böyle olunca da iki zeminin standardı birbirini tutmamış. Ve tabi bildiniz! İki firma da topu birbirine atıyor!

Atletizm tesisinin atıl kalma tehlikesi 

Pistle ilgili bir başka teknik sorun ise atmalardaki kafeslerin yerleri ve yakınlığı konusunda yaşanıyor. Umarım bir kaza bela gelmez kimsenin başına! Bir de ısınma alanı konusu var, ki Oyunlar bittikten sonra gündeme gelecek. Oyunlar öncesi İlkadım Atletizm Sahası’nın hemen yanındaki Belediye’ye ait boş arsaya alel acele bir ısınma sahası yapılmış. Şimdilik iş görüyor. Ama Oyunlar bittikten sonra Belediye orayı alıp müze yapacakmış. Dolayısıyla uluslararası müsabakalar için yapılmış Atletizm Sahası ısınma alanından yoksun kalacak. Hal böyle olunca buraya hiçbir uluslararası yarış verilmez. Türkiye Şampiyonası dahi yapılamaz! Dolayısıyla alın size atıl bir tesis! Son olarak, iki sporcumuzun gülle atmada finale çıktığını halkımızın nasıl öğrenemediğinden bahsedeyim ve yazıya noktayı koyayım. Mahmut Kılıç ile Serhan Çalhan elemelerde iyi bir performans göstererek finale çıktılar. Ama müsabakaları canlı veren yayıncı kuruluşu izleyenler onların finale çıktığını öğrenemedi. Çünkü ekran karardı! Tam 10 saniye! Ekran açıldığında başka branşa geçilmişti. Sebebi ise atletizm sahasındaki enerji kesintisiymiş! Neyse ki, aynı kesinti dünkü 100 metre finallerinde yaşanmadı! Dünyaya daha iyi rezil olamazdık çünkü!”

Yazının gazete görünümü için Tıklayınız...

                           

                                                              07.08.2017 Posta Gazetesi







YAZARIMIZ
YAVUZ KOCAÖMER`İN
TÜM YAZILARI: